Her bir kentin fotoğrafında farklı kadınlar var. Bildiğimiz/ gördüğümüz kadınlar gibiler hem de. Kimi mutlu kimi güzel kimi kırılmış...
Kronoloji burada işime yarar mı bilmiyorum. Kimin kimden önce var olduğunu bilmek önemli değil bence. Benzemişler ama birbirlerine. Kenti kadınına benzemiş biraz, kadını da kentini andırıyor.
Kronoloji burada işime yarar mı bilmiyorum. Kimin kimden önce var olduğunu bilmek önemli değil bence. Benzemişler ama birbirlerine. Kenti kadınına benzemiş biraz, kadını da kentini andırıyor.
Kentlerin ruhları yok; ama kadınlarının ruhlarını ödünç almışlar.
Dişil bir dünyanın, çerçevesi dar bir tasviri.
"İnsanlar aynı biçimde, aynı yönlere doğru değişmiyorlardı. Çoğu kez mazi ortaklıkları şimdiki zaman arkadaşlıklarını diri tutmaya yetmiyor ama insanlar bu gerçeği kabullenemeyip her şey eskisi gibi sürsün istiyorlardı. Sanki bir şeyler hiç değişmeden olduğu gibi sürerse hayat daha gerçek, dünya daha inandırıcı bir yer olacaktı."
"Mimozalar, erguvanlar, mor salkımlar, leylaklar, hanımelleri, güller, ortancalar, ıhlamurlar sırasıyla açar."
"Bazı anlar kendiliğinden uzar. Öyle oluyor. An uzuyor. İçinde bulunduğu an, bütün hayatına yayılırcasına uzuyor."
"Hayat kendi malzemesiyle kanıksanmıyor. Ancak ölümün malzemesi hayatı kanıksatıyor."
"Başkasının boynundaki ip, kendi boynunda seğirmiş gibi elini boynuna götürerek oradaki görünmez çizgiyi aldı."
"Hayatla karşılaştırılmayacaksa romanlar niye okunsundu ki?"
"...içinde yaşadığımız zamanın kulak kabarttığımız uzakları bile farklıydı. Bir tek kalplerimiz yakındı onunla ve ben diğer birçok şeyi önemsizleştiren bu yakınlığı yıllar geçtikçe daha çok anlayacaktım. Zaten hep öyle olmaz mı? Hayat demek, biraz da zamanında anlamadıklarımıza karşı duyduğumuz pişmanlıklar demek değil midir?"
"...karşı tarafa tanıdığı bu özgürlüğün, aynı zamanda nasıl bir sorumluluk yüklediğinin farkında mıydı, bilmiyorum."
"Bizim asla sahip olamayacağımız aşkların ve hayatların şarkıları... İstesek de aynı kulakla dinleyemezdik onları. Bu şarkılarda onların geçmiş ivardı belki ama bize bir gelecek yoktu. Yalnızca bu yüzden bile ölmeye mahkumdu müzik."
"Gerçekler de yalanlar kadar kaypaktır. Elinizden, avucunuzdan kaçı kaçıverirler. Gerçek dediğin, hayat karartır."
"Sanki aşka zahmet etmemişti kalbi; yükü olan şeylerden uzak durmayı bilmişti."
Dişil bir dünyanın, çerçevesi dar bir tasviri.
peki gerçekten kadın Tanrı'nın ikinci hatası mı ?
"İnsanlar aynı biçimde, aynı yönlere doğru değişmiyorlardı. Çoğu kez mazi ortaklıkları şimdiki zaman arkadaşlıklarını diri tutmaya yetmiyor ama insanlar bu gerçeği kabullenemeyip her şey eskisi gibi sürsün istiyorlardı. Sanki bir şeyler hiç değişmeden olduğu gibi sürerse hayat daha gerçek, dünya daha inandırıcı bir yer olacaktı."
20
"Mimozalar, erguvanlar, mor salkımlar, leylaklar, hanımelleri, güller, ortancalar, ıhlamurlar sırasıyla açar."
35
"Bazı anlar kendiliğinden uzar. Öyle oluyor. An uzuyor. İçinde bulunduğu an, bütün hayatına yayılırcasına uzuyor."
41
"Hayat kendi malzemesiyle kanıksanmıyor. Ancak ölümün malzemesi hayatı kanıksatıyor."
45
"Başkasının boynundaki ip, kendi boynunda seğirmiş gibi elini boynuna götürerek oradaki görünmez çizgiyi aldı."
47
"Hayatla karşılaştırılmayacaksa romanlar niye okunsundu ki?"
67
"...içinde yaşadığımız zamanın kulak kabarttığımız uzakları bile farklıydı. Bir tek kalplerimiz yakındı onunla ve ben diğer birçok şeyi önemsizleştiren bu yakınlığı yıllar geçtikçe daha çok anlayacaktım. Zaten hep öyle olmaz mı? Hayat demek, biraz da zamanında anlamadıklarımıza karşı duyduğumuz pişmanlıklar demek değil midir?"
106
"...karşı tarafa tanıdığı bu özgürlüğün, aynı zamanda nasıl bir sorumluluk yüklediğinin farkında mıydı, bilmiyorum."
110
"Bizim asla sahip olamayacağımız aşkların ve hayatların şarkıları... İstesek de aynı kulakla dinleyemezdik onları. Bu şarkılarda onların geçmiş ivardı belki ama bize bir gelecek yoktu. Yalnızca bu yüzden bile ölmeye mahkumdu müzik."
126
"Gerçekler de yalanlar kadar kaypaktır. Elinizden, avucunuzdan kaçı kaçıverirler. Gerçek dediğin, hayat karartır."
158
"Sanki aşka zahmet etmemişti kalbi; yükü olan şeylerden uzak durmayı bilmişti."
158
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder