10 Ağustos 2010 Salı

Boyalı Kuş- Jerzy Kosinski

"Ve Tanrı, ulu Tanrı bilirdi yalnız,


Ayrı ırktan geldiklerini, memeliler olduklarını"

Mayakovski



İkinci Dünya Savaşı sırasında 6 yaşında bir çift gözün gördükleri bu roman. Gerçekliğinin boyutuyla ilgilenmedim hiç. Okunanlar, okunduğu anda gerçektiler çünkü.



Boyalı kuş hikayesi, boyanan bir kuşun, türdeşlerinin yanına gönderilmesinden sonra, türdeşleri tarafından farklı olduğu sanılarak öldürülmesine dayanır. Metafor yerindedir ve doğuştan boyalı bir kuş, yani aslında bir çocuk, düşmesinden endişelendiği gözlerinden gösterir bize dünyasını.

Anadan üryan bedenlerin iç içe geçmesinin bir anlam ifade etmediği yaşlarda, cinselliği en kaba haliyle görmüş; şiddeti şahikasında yaşamış bir çocuğun gözlerinden geçenlerdir okunanlar. Doğrusu, savaş ve yoksulluğun perçinlediği hayvanlaşma canileşme güdüsünün, insandaki dışavurumlarıdır o bir çift gözün gördükleri.


Peki savaş ve yoksulluk, insanlıktan çalar mı ?





"... Değirmenci olmasa dayanamaz alırdım gözleri. Hala gördüklerinden emindim. Onları cebimde gizler, zaman zaman çıkarıp kendiminkilerin üzerine koyup iki kere daha iyi görürdüm. Belki bu gözleri başımın arkasına da bağlayabilirdim..."

50




" Kör olunca hayat boyu gördüklerini de unutur muydu acaba insan? Düş bile göremezdi belki o zaman. Eğer kör kişi, belleğinin gözlerini de yitirmişse bu iş o kadar önemli sayılmazdı."

51




"...Zaman zaman gözlerimi yokluyor, dikkatle yürüyordum. Gözlerin yüzde pek cılız köklerle bağlandığını biliyordum artık. İnsan eğildi mi, elma ağacındaki elmalar gibi sarkıyor, düşebiliyorlardı. Baş eğip çitleri aşmayaya yemin ettim. Ama ilk denemede ayağım takıldı, düştüm. Hemen elimi yüzüme götürdüm. Gözlerimi yitirmediğimi anlamak, emin olmak istiyordum... "

52



"Ötekiler, Almanlar tarafından güçlü makinelerle donatılmış fırınlarda yakılırken, benim bayağı odun ateşinde kavrulmaya hiç niyetim yoktu."

108




"Ölmeden önce ne düşündüğünü bulmaya çalışıyordum. Onu trenden atan yakınlarıyla dostları, herhalde köylülerin yardımına koşacaklarını, fırında yanmaktan kurtaracaklarını söylemişlerdi. Büyük bir hayal kırıklığıydı bu! Tıklım tıklım vagonda annesiyle babasının sıcak göğsüne sokulmayı, yakınlarının varlığını duymayı, tek başına olmadığını, diğerleri gibi bir yanlışlık sonucu götürüldüğüne inanmayı yeğ tutardı sanırım."

111




"Yakmak için koca koca fırınlar yapacaklarına, Yahudilerle, Çingenelerin göz ve saç rengini değiştirmek daha kolay olmaz mıydı?"

111



"Kiliseler beni hep etkilemiştir. Dünyanın her tarafına serpiştirilmiş Tanrı evleriydi bunlar. Tanrı, bunların hiç birinde oturmazdı ya, nedense aynı anda her birinde de bulunduğu sanılırdı"

131



"Boş kaldığım her an bir dua daha okuyup Tanrı'nın katındaki itibarımı arttırıyordum."

138




"Başarı, bir kısır döngüydü. Ne kadar kötülük yaparsan o kadar güçlenirdin. Ne kadar güçlenirsen o kadar kötülük yapabilirdin."

161

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder